Tapu Kadastro Ölçümü Kim Yapar? Felsefi Bir Yaklaşım
Bir gün yürürken, bir apartman dairesinin yanında bir çit inşa etmek isteyen birinin yüzündeki kararsızlık dikkatimi çekti. Hangi alanı sahiplenmeli? Gerçekten o toprak onun mu? Sadece fiziksel bir alandan mı bahsediyoruz, yoksa bir mülkiyet ilişkisini mi tartışıyoruz? Tapu kadastro ölçümünün bu soruyla ilgisi ne kadar derindir? İnsanlık, tarih boyunca sahiplik ve toprak anlayışını şekillendirirken, tapu kadastro işlemleri de bu süreçte ne rol oynamaktadır? Bu yazıda, tapu kadastro ölçümü sorusunu felsefi bir bakış açısıyla ele alacağız. Kim yapar sorusu, aslında sadece bir teknik işlem değil, mülkiyet, bilgi ve varlık anlayışlarımızı sorgulamaya davet eden bir konuya dönüşüyor.
Tapu Kadastro Ölçümünün Temel Tanımı
Tapu kadastro ölçümü, bir taşınmazın sınırlarının belirlenmesi ve bu sınırların devlet tarafından resmi olarak onaylanması işlemidir. Mülkiyetin kesinleştirilmesi, bir alanın kimlere ait olduğunu belirlemek ve hukukî bir anlam kazandırmak için oldukça kritik bir adımdır. Günümüzde, bu işlem genellikle tapulama ve kadastro mühendisleri tarafından yapılır. Peki, bu işlemi kim yapar sorusu, aynı zamanda toplumsal, etik, epistemolojik ve ontolojik bir soruyu da gündeme getiriyor.
Etik Perspektif: Sahiplik, Haklar ve Toplumsal Sorumluluk
Mülkiyet ve sahiplik, tarih boyunca etik bir mesele olmuştur. John Locke, “Toprak, emeğimizin bir ürünü olarak bizimdir” derken, bireyin sahiplik hakkını doğal haklardan biri olarak tanımlıyordu. Locke’a göre, bir insan, doğada bulduğu kaynakları işleyerek onları sahiplenme hakkına sahiptir. Ancak bu görüş, günümüzde daha karmaşık bir hale gelmiştir. Tapu kadastro ölçümünün kim tarafından yapıldığı sorusu, bu sahiplik hakkının kimlere ait olduğunu belirlemekle kalmaz, aynı zamanda mülkiyetin etik temellerini de tartışmaya açar.
Bugün, tapu kadastro işlemleri genellikle devlet ve yetkilendirilmiş mühendisler tarafından yapılır. Ancak bu yetki, kamuya ait olan bir alanın, özel mülkiyet olarak tanımlanması işlemi olduğu için, toplumsal sorumlulukları da beraberinde getirir. Tapu kadastro ölçümü, sadece toprak sınırlarını belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bireyler arasındaki eşitsizlikleri de şekillendirir. Yani, bu işlem bir anlamda, halkın yararına değil, belirli grupların çıkarına olacak şekilde yapılandırılabilir. Herkesin eşit haklara sahip olması fikriyle, bu ölçümlerin doğru yapılması ve her bireye eşit şekilde uygulanması gereklidir. Tapu kadastro işlemlerini etik bir sorumluluk olarak ele almak, adaletin temellerini sağlamlaştırır.
Epistemolojik Perspektif: Bilgi, Ölçüm ve Gerçeklik
Bir taşınmazın ölçümü ve sınırlarının belirlenmesi, sadece fiziksel bir işlem değil, aynı zamanda bilgi edinme ve gerçeklik tasavvuru ile ilgili bir meseledir. Bir alanın ölçülmesi, o alanın nasıl algılandığı ve ne şekilde kayıt altına alındığına bağlıdır. Michel Foucault, bilgi ve gücün birbirine bağlı olduğunu belirtirken, bu gücün aynı zamanda sosyal yapıları şekillendirdiğini ifade etmiştir. Tapu kadastro ölçümünde de bir alanın sınırları, yalnızca teknik olarak değil, aynı zamanda toplumun genel kabulüne göre belirlenir. Yani, bilgi burada yalnızca ölçüm yapma kapasitesi değil, aynı zamanda toplumsal gerçekliği de inşa eder.
Bu bağlamda, tapu kadastro ölçümü sadece fiziksel ölçümlerden ibaret değildir; gizli bilgilerin ortaya çıkması, bazı insanların daha fazla hakka sahip olmasına, bazılarının ise daha az hakka sahip olmasına yol açar. Herkesin adil bir şekilde temsil edilmesi gerektiği fikri, mülkiyetin sadece devletin ya da belirli grupların elinde olmaması gerektiği anlamına gelir. Bu nedenle, ölçüm ve sınır belirleme işlemi, sadece teknik bir iş değil, bir bilgi sorunudur. Tapu kadastro ölçümünü kimin yaptığı, bu bilgiyi nasıl oluşturduğu ve hangi temellere dayandığı, toplumsal eşitsizliği doğurabilir. Foucault’nun bilgi ve güç ilişkileri, tapu kadastro sistemindeki aktörlerin gizli ya da açık güç dinamiklerini nasıl yeniden ürettiğini anlamamıza yardımcı olur.
Ontolojik Perspektif: Varlık, Mülkiyet ve Toprak
Tapu kadastro ölçümü, aynı zamanda ontolojik bir soruyu gündeme getirir: Bir taşınmazın gerçeklik ile ne kadar örtüşen bir varlık olduğuna dair nasıl bir anlayışımız vardır? Mülkiyetin sınırları, bir yeri varlık olarak tanımlama biçimimizi etkiler. Martin Heidegger’in varlık anlayışına göre, insan sadece çevresindeki nesneleri değil, aynı zamanda bu nesnelerle kurduğu ilişkiyi anlamalıdır. Toprak, aslında sadece bir şey değil, aynı zamanda insanın varlıkla kurduğu ilişkiyi gösterir. Bu bağlamda, tapu kadastro ölçümünü gerçekleştiren bir mühendis, sadece toprak sınırlarını çizmekle kalmaz, aynı zamanda bu varlığın anlamını da belirler.
Varlık, Heidegger’e göre, insanın her an ilişkide olduğu ve zamanla şekillenen bir olgudur. Tapu kadastro ölçümü, bu ontolojik soruyu da açığa çıkarır: Bir toprağın gerçek anlamı nedir? Sadece fiziksel ölçüler mi, yoksa bu ölçümlerin toplumsal ve kültürel bir anlamı da mı vardır? Toprağın birinin malı olarak kabul edilmesi, sadece fiziksel bir sınır çizimiyle mi belirlenir, yoksa tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamlarla mı şekillenir? Bu sorular, toprağın mülkiyeti ve toprağa dair haklar hakkında düşünmemizi sağlar.
Güncel Felsefi Tartışmalar ve Tapu Kadastro Ölçümü
Günümüzde, tapu kadastro ölçümü ve mülkiyetin sınırlarını belirleme işlemi, dijitalleşme ve küreselleşme ile daha karmaşık hale gelmiştir. Dijital haritalama, blockchain teknolojisi ve Coğrafi Bilgi Sistemleri (GIS) gibi yenilikler, tapu kadastro ölçümünü daha şeffaf ve erişilebilir hale getirse de, aynı zamanda yeni etik ve epistemolojik sorular doğurmuştur. Bu teknolojiler, mülkiyetin dijital bir temsilini yaratırken, toplumsal eşitsizlikleri daha da belirginleştirebilir. Yapay zeka ve dijital otoriteler tarafından yapılan ölçüm ve sınır belirleme işlemlerinin adaletsizliği derinleştirme potansiyeli üzerine de tartışmalar yapılmaktadır.
Sonuç: Tapu Kadastro Ölçümü ve İnsanlık
Tapu kadastro ölçümü, sadece bir teknik işlem değildir; mülkiyetin ve toprak ilişkilerinin derinlikli bir anlam taşıdığı, toplumsal eşitsizliklerin, bilgi ve güç ilişkilerinin şekillendiği bir süreçtir. Bu ölçüm işlemi, etik, epistemolojik ve ontolojik boyutlarıyla insanlık tarihindeki köklü soruları açığa çıkarır. Tapu kadastro ölçümünü kim yapar sorusu, sadece bir teknik sorudan ibaret olmayıp, aynı zamanda toplumsal adalet, güç ve hak gibi kavramları tartışmaya açan bir sorudur.
Peki, bu sistem gerçekten herkesin eşit haklara sahip olmasını sağlayabilir mi? Mülkiyetin belirlenmesinde, toplumsal yapılar ve güç ilişkileri nasıl bir rol oynar? Tapu kadastro ölçümünü yapacak olan kişi, bu ilişkilerin farkında olmalı mıdır? Bu sorular, hem geçmişi hem de bugünü anlamamız için bizlere önemli bir ışık tutmaktadır.